Kümbet, Türk-İslam mimarisinde özellikle mezar yapıları için kullanılan, kökeni Orta Asya’ya uzanan özgün bir mimari form. En yaygın kullanımıyla Selçuklu ve Beylikler dönemlerinde karşımıza çıkan kümbetler; yalnızca bir defin mekânı değil, aynı zamanda dönemin estetik anlayışını, inanç sistemini ve toplumsal statüyü yansıtan anıtsal yapılardır.
Kümbet Kelimesinin Anlamı
“Kümbet” sözcüğü, Farsça gumbad (kubbe) kelimesinden türemiş. Türkçede ise zamanla kubbe ile örtülü anıt mezar anlamında yerleşmiş. Bu yönüyle kümbet hem mimari bir formu hem de simgesel bir yapıyı ifade eder.
Kümbetlerin Tarihsel Kökeni
Kümbetlerin kökeni, Orta Asya’daki Türk topluluklarının mezar kültürüne dayanır. Göçebe yaşamın ardından yerleşik hayata geçen Türkler, ölülerini anıtsal yapılarla onurlandırma geleneğini sürdürmüş. Bu anlayış, Selçuklu Devleti döneminde Anadolu’da mimari bir kimlik kazanmış; taş işçiliği, süsleme ve geometrik oranlarla zenginleşmiş.
Kümbetlerin Mimari Özellikleri
Kümbetler genellikle iki katlı olarak inşa edilir:
- Alt Kat (Kripta): Mezarın bulunduğu kapalı bölüm
- Üst Kat: Ziyaret ve dua mekânı
Yapının dış cephesi çoğunlukla çokgen (sekizgen, onikigen) planlı. Üst örtü konik ya da piramidal bir külahla tamamlanır. Taş malzeme, kabartma bezemeler, bitkisel ve geometrik motifler kümbetlerin ayırt edici unsurları.
Anadolu’daki Önemli Kümbet Örnekleri
Anadolu, kümbet mimarisinin en zengin örneklerine ev sahipliği yapar:
- Döner Kümbet (Kayseri)
- Üç Kümbetler (Erzurum)
- Ahlat Selçuklu Mezarlığı (Bitlis)
Bu yapılar, Selçuklu taş işçiliğinin ve Anadolu’daki Türk mimari geleneğinin en güçlü göstergeleri arasında yer alır.
Kümbet ile Türbe Arasındaki Fark
Günlük dilde sıkça karıştırılsa da her türbe kümbet değil. Kümbet, genellikle çokgen planlı ve konik çatılı yapılara verilen özel bir isim. Türbe ise daha geniş bir kavram olup, farklı plan ve örtü sistemlerine sahip mezar yapılarını kapsar.
Kümbetler; Türk tarihinin, İslam inancının ve mimari estetiğin birleştiği anıtsal hafıza mekânları. Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan bu yapı geleneği, yalnızca geçmişi değil, aynı zamanda Türk mimarisinin sürekliliğini ve kültürel derinliğini de gözler önüne serer. Bugün Anadolu’nun birçok kentinde ayakta duran kümbetler, tarih ve mimarlık meraklıları için eşsiz birer açık hava arşivi.








