Romanlarda bir karaktere duyulan derin sevdadan, bir alışkanlığın sarmalına ya da bir düşüncenin tutkusuna değinilirken yazarların en çok sığındığı kelimelerden biridir müptela. Sıradan bir "düşkünlük" veya "sevgiden" çok daha fazlasını, adeta bir tutsaklık halini barındırır.
Peki, edebi metinlerin bu yoğun hisli kelimesi tam olarak ne anlama geliyor?
Müptela Nedir?
Arapça kökenli bir kelime olan müptela; bir şeye tutulmuş, bağımlı olmuş, tutkun, bir tutkunun veya alışkanlığın esiri haline gelmiş kimse demektir. Kökü "belaya uğramak, imtihan edilmek" anlamına gelen ibtilâ kelimesinden türemiştir.
Edebiyatta ise bir şeye veya birine o kadar yoğun bir bağlılıkla kilitlenmektir ki, kişi artık o hissiyatın etkisinden kendi iradesiyle çıkamaz hale gelir.
Edebiyatta Nasıl Karşımıza Çıkar?
Yazarlar, bir karakterin kontrol edemediği tutkularını ve zaaflarını anlatırken bu kelimenin ağırlığından faydalanırlar:
"O, sadece bir okur değil; eski kitap kokusunun ve sayfaların hışırtısının müptelasıydı."
"Gözlerindeki o sinsi tebessümün müptelası olduğunda, bunun kendi sonu olacağını henüz bilmiyordu."
Müptela olmak; basit bir hoşlanma değil, ruhun o duyguya veya kişiye kapılıp gitmesi durumudur.
Bir metinde bir karakter için "müptelası oldu" ifadesini okuduğunuzda; orada artık mantığın değil, tamamen duygusal bir bağımlılığın ve tutkunun direksiyona geçtiğini hatırlayın. İnsanı hem besleyen hem de içten içe eriten o ince çizgi, tam olarak müptela olmaktır...








