Kalabalık bir partinin tam ortasındayken, arkadaşlarınızla kahkahalarla gülerken ya da her gün yürüdüğünüz o çok tanıdık sokaklarda gezerken bir anda içinize o tuhaf his çöktü mü? "Herkes buraya ait ama ben buraya ait değilim, ben tamamen dışarıdan bir gözüm." İşte psikoloji ve edebiyat dünyası, kişinin bulunduğu yere, ortama veya dünyaya karşı duyduğu o derin, ince ve kalıcı ait olamama hissine Monachopsis diyor.
Gelin, modern insanın en gizli karın ağrılarından biri olan monachopsis dünyasını 3 maddede inceleyelim:
1. Görünmez Bir "Yabancı" Gibi Hissetmek Ne Demek?
Monachopsis yaşayan bir insan dışarıdan son derece sosyal, uyumlu ve her şey yolundaymış gibi görünebilir. Ancak iç dünyasında, etrafındaki insanlarla arasında aşılmaz, şeffaf bir cam duvar varmış gibi hisseder. Bulunduğu odaya, şehre, okula ya da arkadaş grubuna tam olarak kök salamama, her an oradan kopup gidecek bir misafir gibi hissetme durumu bu kavramın en net özetidir.
2. Uyum Sağlama Çabası ve İçsel Yalnızlık Ne Demek?
Bu hisle baş etmeye çalışan kişiler, çevrelerine uyum sağlamak ve o şeffaf duvarı yıkmak için bazen ekstra çaba sarf ederler. İnsanları anlamaya çalışır, rollerini mükemmel oynarlar; ama günün sonunda kendi köşelerine çekildiklerinde o sarsılmaz "ayrık otu" hissiyle baş başa kalırlar. Bu durum, bencilce bir yalnızlık isteği değil, zihnin derinliklerinde sürekli bir "kendi yuvasını arama" arayışıdır.
3. Sanatta ve Çizgilerde Kendini Bulmak Ne Demek?
Monachopsis, aslında yaratıcı ruhlar için muazzam bir avantaja dönüşebilir. Dünyaya tam olarak ait olamayan insan, onu dışarıdan bir gözlemci gibi çok daha net izler. Kimsenin fark etmediği detayları yakalar, insan psikolojisindeki o ince kırılmaları görür. İşte bu yüzden, monachopsis hissinden beslenen sanatçılar içlerindeki o ait olamadıkları dünyayı çizimlerine, karakter tasarımlarına veya yazdıkları hikayelere dökerek kendilerine ait yepyeni, kusursuz evrenler yaratırlar.








